İnek Ağız Sütünün Faydaları

İnek Ağız Sütünün Faydaları

  Doğumdan hemen sonra dişi hayvanların memelerince üretilen ve zengin bir besin maddesi olan ağız sütü; özünde yeni doğan yavruların immun sisteminin gelişmesinde; içermiş olduğu komponentler aracılığı ile antimikrobiyal ajan olarak immun sistemini uyarmakta, ayrıca büyüme faktörü olarak etki göstermektedir.

1.Giriş

Doğumdan hemen sonra dişi hayvanların memelerince üretilen ve zengin bir besin maddesi olan ağız sütü; özünde yeni doğan yavruların immun sisteminin gelişmesinde; içermiş olduğu komponentler aracılığı ile antimikrobiyal ajan olarak immun sistemini uyarmakta, ayrıca büyüme faktörü olarak etki göstermektedir. Bileşim özellikleri yeni doğan bebeğin ilk günlerdeki gereksinmeleri açısından büyük önem taşımaktadır.Anne sütünde bulunan antienfektif öğeler (IgA kolostrumda 20-30 g/l, protein %2-3g), A vitamini, sodyum ve çinko düzeyi normal süte oranla daha yüksek olduğundan, steril ortamdan steril olmayan ortama gelen bebek ilk birkaç gün içerisinde enfeksiyonlardan en iyi şekilde korunmuş olur. Doğar doğmaz ilk anne sütü alan bebeklerin ağzından başlayarak gastrointestinal sistemlerinin tümü immünoglobülinler ile kaplanarak (mukozal bir tabaka oluşur), çocuğun dış ortamdan gelecek patojen mikroorganizmalara karşı korunması sağlanır. Daha sonra kolostrum 5-10 gün arasında geçiş sütü şeklini alarak 3. haftadan sonra normal süt özelliğini taşmaktadır. Bu süre içerisinde bazı bileşenler ve immünolojik içeriklerin oranlarında değişme olmakta ve bu değişiklikler süt yapan meme bezlerinin (glandlarının) fizyolojik ve metabolik olgunlaşması ile de ilgili olmaktadır. Anne sütünde çinko genellikle serum proteinlerine bağlı bulunmaktadır. Serum proteinleri ya da kazeine bağlı olan çinkonun emilimi ise anne sütünde inek sütüne göre daha yüksek düzeyde gerçekleşmektedir.
Son yıllarda  kolostrol preparatlar ile ilgili olarak yapılan çalışmalarda, bu preparatların tüketici sağlığının korunmasında etkili olduğu tespit edilmiş ve özellikle bu etkinin; kas/iskelet sisteminin onarılması ve geliştirilmesinde öne çıktığı tespit edilmiştir. Uzmanlar, insulin benzeri gelişme faktörlerinin doğal kaynağı olan kolostrumun, özellikle kıkırdak ile kasların onarılmasında önemli rolleri olduğunu ifade etmektedirler.Konu ile ilgili son yıllarda detaylı çalışmalar gerçekleştirilmiş ve kolostrumun insan sağlığı üzerine olan etkileri bazı genel başlıklar altında toplanmıştır.

2. Kolostrumun insan sağlığındaki farklı kullanım alanları

2.1. Kolostrumun immun faktörlere olan yararları

Doğumdan sonraki ilk birkaç gün içersinde salgılanan kolostrum, çeşitli antikor ve büyüme faktörlerini normal sütlere göre daha fazla içermekte ve her emzirme sonunda yavruya geçmektedir. Kolostrum yapılan araştırmalarda öne çıkan en önemli etkisi; doğal immun sistemi güçlendirici etkisinin olmasıdır. Kolostrumun bileşim açısından, protein, immunoglobulinler (Ig), protein olmayan azotlu maddeler, yağ, vitamin ve mineraller açısından diğer sütlere göre üstün olmakta ve özellikle vitaminlerin plasental bariyerlerden geçememesi nedeni ile bebeğin ilk besin maddesi olma özelliğini taşımaktadır. Araştırmalarda çok sayıda bakteri ve virüse karşı antibakteriyel özellik gösteren kolostrumda, laktoferrin ve immunoglobulin G (IgG) önemli oranlarda yer almaktadır. Söz konusu protein fraksiyonları peynir suyu proteinlerinde bulunan önemli glikosilik proteinlerden olmaları nedeni ile önem taşımakta ve kolostrumda bulunan Immunoglobulin A’ nın da sütteki değerinden 100 kat daha fazla olduğu bildirilmektedir. Ayrıca kolostrumda polimorfonükleer lökositler ile makrofajlar da yer almaktadır. İnek kolostrumu, büyüme faktörleri ve esansiyel besin öğeleri gibi biyolojik aktif komponentler içermekte, ayrıca kolostrumda yüksek oranda buluna sIgA immunoglobulinleri aracılığı ile virüslere (polivirus, influenza A, herpes simplex gibi), E.coli, Salmonella ve Streptococcus gibi bakterilere karşı koruyucu etki göstermektedir. Konu ile ilgili olarak yapılan bir başka çalışmada; ağız yolu ile alınan inek kolostrumunun, dizanteri ve epidermis hastalığına neden olan Shigella flexneri üzerinde antibakteriyel etkili olduğu ve bu kolostrumun düzenli tüketilmesi neticesinde, bakterinin neden olduğu hastalıklara yakalanma riskinin azaldığı belirlenmiştir. Bunlara ilave olarak inek immunoglobulinlerinin Helicobacter pylori üzerinde de bakterisidal etki yaptığı tespit edilmiştir.
Anne sütünde; başta gastrointestinal sistem, merkezi sinir sistemi, solunum sistemi olmak üzere pek çok sistemin gelişimini sağlayan büyüme faktörleri bulunmaktadır. Epidermal büyüme faktörü (EGF), dönüştürücü büyüme faktörü (TGF? ve TGFß ), sinir büyüme faktörü (NGF), insüline benzer büyüme faktörü (IGF-1), meme kaynaklı büyüme faktörü, eritroprotin, taurin, etanolamin ve interferon bu faktörlerin başlıcaları arasında yer almaktadır. Anne sütü, içerdiği immunoglobulinler, makrofaj, granülosit, T ve B lenfositleri, lizozim, C3, C4 gibi antimikrobiyal etkinliğe sahip bileşiklerin etkisiyle; Vibrio cholerae, Escherichia coli, Stafilokoklar, Hemophilus enfluenza ve Helicobacter pylori gibi bakterilere, Rotavirüs, Hepatit C, Cytomegalovirus (CMV) gibi virüslere karşı baskılayıcı olabilmektedir. Bu nedenle anne sütü alan bebekler, sepsis, bakteriyemi, menenjit, solunum, idrar ve gastrointestinal sistem enfeksiyonları ile alerjik hastalıklara karşı korunabilmektedirler. Sütteki IgA antikorları, enfeksiyonun başlaması için gerekli olan bakteri ve viruslerin mukozaya yapışmasını önlemektedir. Yalnızca anne sütü ile beslenen bebeklerin anne sütünden aldığı IgA miktarının, hipogamaglobulinemisi olan bir hastaya proflaksi için verilen Ig miktarından çok daha yüksek olduğu bildirilmektedir. Anne sütünde yer alan antimikrobiyal faktörler; interferonlar, immunoglobulinler, demir bağlı proteinler, nüklear lökositler, makrofajlar ve limfositler olarak sıralanmakta, IgA (sIgA) düzeyleri anne sütünde oldukça yüksek düzeylerde bulunmaktadır. Söz konusu sIgA maddesi ise prodominant immunoglobulin fraksiyonu olarak içerikte yer almakta ve anne sütündeki düzeyi bebek mamalarına göre daha yüksek olmaktadır. İnsan sütünde bulunan sIgA maddesi Clostridium difficille toksin A’ ya karşı reseptör analoglar gibi etki yapmakta ve bebeğin bu patojene karşı dirençli olmasını sağlamaktadır. Nitekim Kanada’da bebeklerde sıklıkla rastlanan diyare, solunum yolu ve kulak enfeksiyonları gibi rahatsızlıkların tedavi edilmesi üzerinde yapılan bir çalışmada; anne sütü tüketiminin bu rahatsızlıkları azalttığı belirlenmiştir. Konu ile ilgili olarak yapılan bir başka çalışmada; anne sütü ile beslenen bebeklerde alerjik hastalıkların görülme sıklığının azaldığı, ayrıca atopik egzama ve tekrarlanabilen deri hastalıklarında da bir azalma olduğu tespit edilmiştir. Araştırmalarda insan sütünün bileşiminde antibakteriyel ajan olarak görev yapan C3 komponentinin önemli düzeylerde bulunduğu belirlenmiş ve ayrıca bu süt içersinde diğer önemli bir immunoglobulin olan Polimerik IgA’ nın (pIgA) bulunduğu da tespit edilmiştir. Bu immunoglobulinin özellikle bağırsak epiteline tutunan patojenlerin tutunmasını engellediği ispatlanmıştır. Yeni doğan fareler üzerinde DNA konsantrasyonu ve DNA sentez oranları, kolostrumda ve olgunlaşmış hayvan sütlerinde incelenmiş, kolostrumda normal süte göre çok yüksek oranlarda olduğu tespit edilmiştir. Epidermal büyüme faktörlerinin de kolostrumda normal süte göre oldukça yüksek oranda olduğu kesinleşmiştir. Günümüzde kolostrumla beslenen bebeklerin bağırsak enfeksiyonlarına karşı dayanıklılık kazandığı ve IgA seviyelerinin insan sütlerinde özellikle laktasyonun ilk haftalarında çok yüksek olduğu, sIgA düzeylerin ise bebeklerde sindirim sistemi enfeksiyonlarına karşı pasif immünolojik koruma sağladığı ortaya konmuştur.
Anne sütlerinde yer alan bir diğer immun faktör olan demir bağlı protein olan laktoferrin, antibakteriyel ve antiviral özellikle taşımaktadır. Yapılan çalışmalarda insan sütünde laktoferrin ve transferin yüksek düzeylerde bulunmakta, bu sütlerden izole edilen laktoferrinin invitro koşullarda hücrelerde ve fibroblastlarda anti HIV etki gösterdiği bildirilmektedir. Laktoferrinin yapılan çalışmalarda HIV1’e karşı sitotoksik etki gösterdiği saptanmıştır. Bu etki kısaca şu şekilde açıklanabilmektedir: bakteriler ve virüsler gelişmeleri ve çoğalabilmeleri için ortamda demire ihtiyaç duymakta ve demir olduğu durumlarda aktivitelerini geçekleştirebilmektedirler. Ancak laktoferrinin demir bağlama özelliği sayesinde ortamdaki tüm demiri bünyesinde toplayarak mikroorganizmaların ortamda ihtiyaç duydukları demiri yok etmekte ve bunun neticesinde, mikroorganizmalar hayati fonksiyonlarını yerine getiremeyerek ölmektedirler.
Kolostrumun bileşiminde bulunan proteinlerden laktoferrin ile laktoperoksidazlar insan immun sisteminin savunma sisteminde antibakteriyel özelliklerinden dolayı önemli roller üstlenmekte ve laktoferrin fiziksel ve fonksiyonel özellikleri nedeni ile bebek mamalarına ve diğer başka sağlıkla ilgili gıdalara ilave edilebilmektedir. Laktoperoksidaz ise; süt içeceklerine, peynire, eti ve balık ürünlerine ilave edilerek tüketime sunulabilmektedir .

2.2. Kolostrumun büyüme ve doku onarımı ile yaraları iyileştirmedeki yararları

Günümüzde yapılan çalışmalar neticesinde kolostrumda iki önemli büyüme faktörünün yer aldığı tespit edilmiş ve bunlar; değiştirilebilen büyüme faktörleri olan ? ve ß ile, insulin benzeri büyüme faktörleri olarak belirtilmiştir. Söz konusu büyüme faktörlerinin kas ve kıkırdakların onarılmasında etkili olduğu , ayrıca travma ve felçlerin tedavisinde yararlı oldukları belirlenmiştir. Yapılan çalışmalarda uzmanlar, değiştirilebilen büyüme faktörlerinden olan ? ve ß’ nin normal hücre aktivitelerine karıştığını ve ayrıca vücutta oluşan yaraları iyileştirici özellik gösterdiklerini ifade etmektedirler .

2.3.Kolostrumun bifidobakterlerin gelişimindeki yararları

Günümüzde sığır ve manda kolostrumundan izole edilen serum proteinlerinin asidik glikoproteinlerin varlığı ile Bifidobakterlerin gelişimine olan etkilerinin de araştırıldığı görülmektedir. Söz konusu çalışmalarda, izole edilen serum proteini izolatlarının, süt endüstrisinde büyük ölçüde kullanılan ve çoğu gram (-) bakterilerin gelişimini durduran  Bifidobacterium bifidus’ un gelişimini önemli ölçüde aktive ettiği belirlenmiştir.

2.4. Kolostrumun hücre kültürü ortamındaki yararları

Kolostrumun yapılan araştırmalarda memelilerde bulunan doku gelişimini teşvik edici serum bileşeni olarak da kullanılabilirliği saptanmıştır. Bu amaçla inek serumu hücre gelişimini teşvik etmek amacı ile hayvansal hücre kültürlerinde kullanılmakta ve benzer şekilde inek kolostrumundan gelişimi teşvik edici IgG hibridoma hücrelerinin üretimi amacıyla özel bir antikor üretim tekniğinden faydalanılmaktadır. Pakkanen ve ark.(1997) göre; doku kültürü ortamının çok yüksek düzeylerde üretimi ve monoklonal antikorların saflaştırılması  için bazı önemli kriterle uyulmasının gerekli olduğu işaret edilmektedir. Söz konusu kriterler ise şu şekilde aktarılmıştır; a)Antikor üretimi sürekli ve yeniden üretilebilir tarzda olmalı, b)proses maliyetleri olabildiğinde ucuz olmalı ve c)Enfekte edici ajanlar ve endoktoksinlerin kontaminasyon riskleri elimine edilmelidir.

2.5. Kolostrumun gıda ingredienti olarak kullanımı

Kolostrum bileşiminde yer alan son derece önemli komponentler sayesinde çeşitli hastalıklarda ve stresin immun cevabı baskılayıcı etkisinin kaldırılması üzerinde önemli rol oynamaktadır. Günümüzde immun sistem üzerindeki bu olumlu etkisinden dolayı medikal tedavilerde, sağıltım amacı ile hazırlanan diyetlerde alternatif bir ingredient olarak ilave edilmekte, ayrıca kolostrumun bileşenleri tekli ya da çoklu olarak kompozit ilaçların eldesinde, tabletlerde ya da kapsül şeklinde katılarak kullanılabilmektedir. Beslenme kliniklerinde inek kolostrumunun potansiyel olarak kullanımında çok farklı uygulamaların olduğu görülmektedir. İnek kolostrumunundan elde edilen immun süt preparatları çocuklarda, bebeklerde ve bu bireylerde görülen hastalıkların tedavilerinde sıklıkla kullanılmakta ve tedavide etkili olmaktadır. Konu ile ilgili olarak yapılan çalışmalarda; bebeklerde sıklıkla görülen ve diyareye neden olan rotavirüsların bir çok türüne karşı bakterisit etki gösteren immunoglobulinlerin yüksek oranda yer aldığı ifade edilmekte ve bu anlamda bebek mamaları ile diğer immun sistemi iyileştiren gıdalara ilave edilmektedir.

2.6.Kolostrumun T hücrelerinin aktivasyonuna yararları

1993 yılında yapılan çalışmalarda prolince zengin  polipeptidler ya da PRP olarak bilinen bağışıklık sistemini güçlendiren peptidlerinin kolostrumda bulunduğu tespit edilmiştir. PRP henüz oluşmamış timositlerin  fonksiyonel olarak aktif T hücrelerine dönüşmesini teşvik ederek damar iltihaplarına sebep olan virüslerin (VSV) replikasyonlarını yani çoğalmalarını inhibe etmekte, ayrıca immunoregülatör olarak görev yaparak enfeksiyonlara karşı immun cevabın oluşmasında etken olmaktadır .

3.Sonuç

Kolostrum besleyici elementler açısından oldukça zengin, spesifik fonksiyonlar üzerinde çok sayıda biyolojik aktif maddeleri yapısında bulundurabilen bir özellik sunmaktadır. İmmun sistemi ve hücre gelişimini teşvik ederek ya da dokuların onarımına katkıda bulunarak sağlığı koruyan bir gıda katkısıdır. Kolostrumun arzu edilen özellikleri probiyotik laktik asit bakterilerinin gelişimine de katkıda bulunmaktadır. Günümüzde gelişen teknolojiye paralel olarak ortaya konulan yeni teknikler ve  biyoteknolojik çalışmalar neticesinde kolosturumda doğal olarak bulunan esas faktörlerin klonlanarak yüksek düzeylerde elde edilmesi gelecekte yapılması planlanan çalışmalar arasında yer almaktadır.

Alıntıdır.

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ

Etiketler:

Yorum Yaz