Migren (Yarım Baş Ağrısı) Ve Tedavisi

Migren (Yarım Baş Ağrısı) Ve Tedavisi

Migren (Yarım Baş Ağrısı) Ve Tedavisi

Baş ağrısının, yaklaşımı ve çözümü en zor olanı, kuşkusuz yarım baş ağrısı dediğimiz migrendir.

Bu zorluk migrenin nedenlerinin karmaşıklığından ve belirtilerinin çokluğundan ileri.gelmektedir.

Çok eski zamanlarda bile bu sorun üzerinde durulduğu, elimizdeki yazılı yapıtlardan  anlaşılmaktadır.

Migren, yaygın olduğu kadar da dirençli bir hastalıktır. Birçok Tıp bilgini hastalığın nedenleri, tanımı, belirtileri ve tedavisiyle ilgili kuramsal veya pratik çeşitli görüşleri savunmuşlarsa da, henüz kesin bir anlaşmaya varılmış değildir. Bu konudaki tartışmalar hâlâ sürdürülmektedir. Bir tıp otoritesi migren için şöyle der: Nedeni bilinmeyen hastalık.

Özetle belirtelim ki, vücudumuzda bulunan bütün organlardaki bozukluk ve aksamalarla, üre asidi ve diğer bazı zehirlenmiş sıvılar migrenin nedenleri arasında görülmektedir. Örneğin kan damarlarındaki gerilim ve tıkanmalar, böbrek, karaciğer, sindirim, göz, kulak, burun yakınmaları, reflekslerin aksaması gibi belirtiler hep migrenin nedeni sayılmaktadır.

Migrenin Belirtileri

Migrenin Belirtileri

Migrenin Belirtileri

Migren (yarım baş ağrısı), genellikle başın bir yanında ve belirli sürelerle gelen çok şiddetli bir baş ağrısıdır. Yaşla ilgisi yoktur.Zengin veya fakir, her boy ve her yaştaki, çocuk, genç ve yaşlıda migrene rastlamak olasıdır.

Geliş süresi bazen bir saatin işlemesi kadar düzenlidir. Haftalık, onbeş günlük, aylık aralarla da gelebilir. Migrenden yakınanlar, çok değişik ve çok çeşitli belirtileri dile getirirler.

Bu belirtilerin önemli bir bölümü, görme,işitme, dokunma, koklama ve tatma duyularımızda hissedilen yakınmalar olmakla beraber,önemli bir bölümü de, baş dönmesi, mide bulanması, kusma, veya vücudun bazı bölgelerinde uyuşma ve tutulmalarıdır. Bunlar arasın-da İçgüdüsel nitelikte olan ve hastayı bazı sert çıkış ve davranışlara itenler de vardır.

Bazı hastalar migren gelmeden önce, bulanık gördüğünden, bir takım şekil ve cisimle-rin gözleri önünde belirdiğinden yakınırken kimisi, kulaklarında garip sesler, burunlarda istenmeyen kokular veya ağızlarında ve dillerinde hoş olmayan tadlar duyduklarını, kimisi de,yüzünün, kollarının uyuştuğundan veya mide bulantısından yakınır.

Nedenleri ve belirtileri bu kadar çok ve değişik! olan migrenin, bir tüp hap veya bir şişe ilâçla önleneceğini sanmak, kanımızca saflık olur. Her ne kadar, bromitli ve nitro gliserinli bazı ilâçlar ve bitkilerle hasta bir rahatlığa kavuşmakta ise de bu tamamen geçicidir ve hasta hiçbir zaman migrenden kurtulamamaktadır. Ayrıca bu ilâçlar kısa bir süre sonra etkisiz kaldığı gibi, birçok sakıncaları da beraberlerinde getirmektedirler.

Zaten migreni kesip atan bir ilâç da henüz bulunmuş değildir.(Kesin Tedavisi Hacamattır)Hacamat için hacamat yazımızı okumalısınız.

Doğal Tedavi

Migrenin belirtileri, yakınma olayları üzerinde bunca durduktan ve ilâçla tedavisinin olanaksızlığını açıkladıktan sonra, şimdi de Doğal Tedavi uygulayıcılarının bu konudaki yo-rumlarına bir göz atalım. Bakalım onlar, migrenin tedavisi için, akla, mantığa dayalı bir yolgösterebilecekler mi?

Bu araştırmayı yaparken, önce konuya fiziksel açıdan bakacak ve psikolojik yorumla-mayı daha sonraya bırakacağız. Eğer migrenin bütün belirtilerini anlayabilir ve bunları değerlendirebilirsek, bu bize, etkin bir tedavinin yolunu açacaktır. Kuşkusuz bu belirtiler hastalık değildir. Yalnız bunlar,vücudumuzda neler olup bittiğini anlamamızayardımcı olacaklardır. Görme, tadma, dokunma, işitme, koklama, duyularımızla safra ve sindirime ait bozuklukların vücut yapımızdaki etki ve tepkileriyle bunların neden olduğu değişikilikleri titiz bir dikkatle ele aldığımızda, bütün hastalıkların ortak bir yanı olduğunu göreceğiz. Bu da kanda bir takım zehirlerin (toksin)oluşması halidir: Bu oluşum, vücudumuzdaki sıvıların, bozukluklar ve aksamalar nedeniyle niteliklerinin değişiminden başka birşey değildir. Hangi koşullarda, hangi etkenlerin, bu sıvıların değişimine ve zehirli bir hal almasına neden olduğunu saptamamız gerekir. Örneğin besin artıklarının atılmamasının etki ve tepkileri nelerdir? Bu sıvıların nasıl nitelik değiştirerek, zehirli bir hal aldıklarını anlayabilmemiz için ilk ele alınacak şey, yapımızın esası olan hücrelerin durumunu incelemektir.

Bilindiği gibi, vücudumuzdaki milyonlarca hücre, bir doku sıvısı içerisinde bulunmaktadır. Bu doku sıvısı, deniz suyunu andırmaktadır. İçerisinde belirli oranlarda, kalsiyum, potasyum ve magnezyum bulunmaktadır. Vücudumuzun iki büyük dolaşım sistemini oluşturan kan ile akkan dediğimiz lenf, hücrelerimizin yaşamını sağlamaktadır. Kan, hücrenin doku sı vısına, oksijen ve besin maddesi taşımak, akkan (lenf) ise, besin artıklarının dışarıya atılması için gerekli hareketliliği hücreye vermekgörevini yapar.

Kan ve akkan aracıiığıyle hem. besin maddeleri özümlenmekte, hem de artıklar dışarı atılabiimektedir. Bir yanda kan, solunumla elde edilen oksijeni ve özümlemeyle de doku sıvısına besin maddeleri taşırken, öbür yanda da akkan (lenf), artıkların dışarı atılması işlevini sürdürür.

Denge Sorunu Ve Önemi

Besin maddelerinin nicelik, nitelik, ve bileşimleriyle, artıkların dışarı atılması arasında . bir denge olması, sağlığımızın şaşmaz kuralıdır.Bu denge bozulur bozulmaz, yakınma belirtileri hemen kendini gösterecektir. Bu yüzden alınan besin maddeleriyle, dışarı atılması gereken artıklar arasında denge sağlanması, başta gelen bir sorundur. Bir diyete uymadan ölçü dışı alınacak yoğun besin maddeleri, hem özümlenme ve taşınma yönünden dolaşım sistemine ağır yük olacak hem de yoğun artıkların vücudumuzun bazı bölgelerinde birikmesine yol açacaktır. Doğal olarak böyle bir durum,organlarımızda bozukluklar yapacak ve baş ağrılarına neden olacaktır

Bu dengenin sürdürülmesinde bilincimiz dışında bazı etkenlerin varlığını kabul etsekbile, iyi bir diyet uygulayarak, bunu sağlamamız olasıdır. Aksi halde, kan aracılığıyla hücresıvısına oksijen ve özümlenmiş besin maddesi taşımak zorlaşacağı gibi, besin artıklarının ak-kanla dışarı atılması olanaksızlaşacaktır. Bu ise, doku sıvısının nitelikçe değişimine, zehirlenmesine neden olacaktır. Kuşkusuz sindirim sistemi ta ağızdan başlamakta ve barsakların en ucundaki çıkış noktasında son bulmaktadır.İyi bir sindirim için, lokmanın iyi çiğnenmesi,midenin ve barsakların düzenli çalışması gerekir. Ölçüsüz ağrılarla’ kıvranan bir migrenimin psikolojik yapısında değişiklikler olacağını ve bazı sert ve gereksiz davranışlarda bulunacağını anlamak ise zor değildir.alınacak besin maddeleri dolaşım sistemine yükleneceği için bunun akciğerlerdesolunumda zorluk yaratacağı da dikkate alınmalıdır.

Kötü beslenmeyle niteliği bozulan, yoğunlaşan, yaşamımızın bu en önemli hücre dokusıvısında birikecek artıkların kan aracılığıyle taşınarak bazı organlarımızda yığınlaşması, tıkan-malara, solunum zorluklarına ve dayanılmaz baş ağrılarına neden olacaktır. Böyle dayanılmaz ağrıların vücudumuzun bazı bölgelerinde birikmesine yol açacaktır. Doğal olarak böyle bir durum,organlarımızda bozukluklar yapacak ve baş ağrılarına neden olacaktır.

Bu dengenin sürdürülmesinde bilincimiz dışında bazı etkenlerin varlığını kabul etsek bile, iyi bir diyet uygulayarak, bunu sağlamamız olasıdır. Aksi halde, kan aracılığıyla hücre sıvısına oksijen ve özümlenmiş besin maddesi taşımak zorlaşacağı gibi, besin artıklarının akkanla dışarı atılması olanaksızlaşacaktır. Bu ise, doku sıvısının nitelikçe değişimine, zehirlenmesine neden olacaktır. Kuşkusuz sindirim sistemi ta ağızdan başlamakta ve barsaklarınen ucundaki çıkış noktasında son bulmaktadır.İyi bir sindirim için, lokmanın iyi çiğnenmesi, midenin ve barsakların düzenli çalışması gerekir. Ölçüsüz alınacak besin maddeleri dolaşım sistemine yükleneceği için bunun akciğerlerdesolunumda zorluk yaratacağı da dikkate alınmalıdır.Kötü beslenmeyle niteliği bozulan, yoğunlaşan, yaşamımızın bu en önemli hücre doku sıvısında birikecek artıkların kan aracılığıyle taşınarak bazı organlarımızda yığınlaşması, tıkanmalara, solunum zorluklarına ve dayanılmazbaş ağrılarına neden olacaktır. Böyle dayanılmaz ağrılarla’ kıvranan bir migrenimin psikolojik

yapısında değişiklikler olacağını ve bazı sert ve gereksiz davranışlarda bulunacağını anlamak ise zor değildir.Kısaca şunu söyleyelim ki. Doğal Tedavinin, beslenme ile ilgili yöntem ve önerilerini uy-gulamak, migrenin önlenmesinde büyük yararlar sağlar.

Sinir Sistemi

Vücut yapımızdaki bütün sistemler görevlerini, sinirsel enerji ile yapmaktadırlar. Bu nedenle, sinir sisteminin, ana bir sistem olduğunu her zaman akılda tutmak gerekir. Bu sistemde herhangi bir bozukluk, sinirsel enerjinin azalmasına ve bütün görevlerin aksamasına yol açar. Bunlar arasında en çok etkilenen de,kuşkusuz sindirim sistemine ait görevlerdir.Bu görevlerin aksaması ise, sinir sisteminin bozulmasının başlıca nedenidir. Görüldüğü gibi,sinir sistemindeki bir bozukluk, sindirim, ve sindirim sistemindeki herhangi bir bozukluk da, sinir sistemini doğrudan doğruya etkile mektedir. Doğal olarak, kötü beslenme sonucu hücre sıvısındaki artıklar yoğunlaşacak, ve si-nirleri baskı altına alacağından sinirsel enerji azalacak ve bunların dışarı atılması bir sorunhaline gelecektir. Kaldı ki, sinirsel enerjinin azalmasıyle hücrelerin hareketliliği de yavaşla-yacak ve artıkların atılması daha da zorlaşacaktır.

Burada «Beslenmede Denge» kuralımızı bir kez daha hatırlatmakla yetinerek, görüşlerimize şunları eklemek isteriz: Sürekli ve aşırı derecede yapılan işler de sinirsel gerilimlere ve bir takım ruhsal, heyecansa! belirtilere neden almaktadır. Örneğin, korku, endişe, umutsuzluk gibi. Bu belirtilerin de sinirsel enerjiyi azaltması ve görevleri aksatması doğaldır.Böyle durumlarda, yalnız bir diyet uygulamak,soruna tam bir çözüm getirmez. Yapılacak şey:bu uğraşların belirli bir ölçüyü aşmamasına bakmak, günlük yaşam ve alışkanlıklarımızda,değişikliklere yönelmektir.

Migrenin Tedavisi

Migrenin Tedavisi

Migrenin Tedavisi

Migrenden yakınan bir hastayla karşılaşınca, yapılacak ilk iş, baş ağrılarının bir tek nedeni değil, birçok nedenleri olduğunu, vücut yapımızdaki sistemlerden herhangi birindeki bozukluğun bu belirtiyi ortaya çıkardığını ona anlatmaktır.Bunun arkasından hemen, Doğal Tedavi-nin beslenme ile ilgili öneri, kural ve yöntemlerini uygulamak gelir.

Çoğu kez tekrarladığımız ve hepinizin bildiği gibi, dışarı atılamayan besin artıkları, doku-sıvısını bozmakta, zehirlemekte, sinirsel enerjiyi azaltmakta hücrelerin hareketliliğini tersyönde etkilemekte, dolaşım ve solunumu zorlaştırmaktadır. Bütün bu sakıncalar göz önü-ne alınınca da, migrenli bir hastanın en başta,sıkı bir diyetle dengeli bir beslenme uygulama-sı gereği kendiliğinden ortaya çıkar.

Kısa süreli (üç günlük) bir açlık ve barsaklavajlarıyle besin artıkları iyice temizlenen migrenli hasta artık, sıkı bir diyete başlayabilir.

Yalnız diyet listesi (perhiz) hazırlarken, özellikle migrenlilere kesinlikle uymaları gerekenbir noktayı hatırlatmak isteriz: Tatlılardan (pu-ding, pasta v.b.) ve nişastalı yiyeceklerden dai-ma uzak kalmaları. Ayrıca deneylerle saptanmış olan ve artıkları doku sıvısını bozan ve dı-şarı atılmaları zor olan besin maddelerini delistelerine almamaya özen göstermelidirler. Ya-saklanan tatlı ve nişastalı yiyecekler yerine,proteinli besin maddeleri almaları yararlıdır.Tatlı isteklerini daha çok meyvelerle gidermek zorundadırlar. Gerçi vücut artıklarından iyicetemizlendikten sonra kısıtlı oranlarda nişastalı besin maddeleri almalarında fazla bir sakın-ca yoksa da, sofralarında ekmekten çok patatese yer vermeleri daha uygundur.

Sabah kahvaltısında, bol meyve (özelliklegreyfurt) yanında protein yönünden yumurtave bir parça peynir yemeleri yararlıdır. Migrenli hastaların daha çok proteinli besin maddele-rinden oluşacak öğle ve akşam öğünlerindebol bol salata, ve sebze yemeleri gereklidir.

Bunların dışında, Doğal Tedavinin, iyi bir diyet için önerdiği beslenme yöntemlerini ay-nen uygulayabilirler. Gayet iyi hatırlayacağınız gibi, çıkulata ve kakaolu yiyecek ve içecekler-den kaçınmak da bu önerilerimizin arasındadır.

Bazı migrenli hastaların yatmadan önce bir bardak süt içmek, nişasta, şeker ve yağdanyapılmış tatlı yemek gibi alışkanlıklarından vazgeçmesi gerekmektedir. Bu konuyu kapa-tırken, et yemeyen (vejetaryan) migrenlilere,protein gereksinimlerini giderecek besin mad-deleri almalarını özellikle öneririz.

Migrenin Boyun Ve Başla İlgisi

Vücudumuzun baş bölgesindeki dolaşımın,migrenle çok yakından ilgili olduğu boyun hareketlerimize bağlıdır. Özellikle kafa ile omur kemiğinin birleştiği noktadaki eklemde herhan-gi bir bozukluk, dolaşımı birinci, derecede etkilemekte ve şiddetli baş ağrılarına neden ol-maktadır. Migrenden yakınan hastalarda, çoğu kez, bu eklemde bozukluk olduğu saptan-mıştır. Fakat hemen belirtmek isteriz ki, diğer nedenleri ve bunların birbirine olan etki ve tep-kilerini dikkate almadan sadece bu bölgedeki bozukluğu gidermekle migreni önlemeye çalış-mak yeterli değildir. Gerçi masaj yaparak bölgede geçici bir rahatlık sağlamak olası ise de,bunun köklü bir tedavi için pek anlamı yoktur.

Daha önceki bölümlerde ayrıntılarıyla değindiğimiz besin artıklarının neden olduğu, do-ku sıvılarının zehirlenmesi, sinirsel gerilimler,sinirsel enerjinin azalması, dolaşım ve solunumzorlukları, özümlenmenin aksaması, kasların gerilimi gibi belirtileri dikkate almadan kesinbir tedaviden söz etmek olanaksızdır.

Doğal olarak bu artıkların yapacağı tıkanmalar ve baskılar yüzünden beyindeki dolası-

min zorlaşacağı ve migrene neden olacağı açık bir gerçektir. Birazda boyun ve başla il-gili hareketlere değinelim:Kişinin vücudunu uygun biçimde kullanabilmesi için bütün ha-reketlerinin dengeli olması gerekir.

Sürekli olarak hareketsiz, oturarak ve bakarak çalışanlarda kamburlaşma olacağı vebunun boyun eğrisindeki sinir, damar ve kasları etkilîyerek boyun ve baş hareketlerini bo-zacağı göz önünden uzak tutulmamalı Ve bu gibi işlerde çalışanlara sırt masajı Ve benzeribir takım egzersizler yapması önerilmelidir.

Çenenin durumu da, omurga ve boynu etkileyen başlıca nedenler arasındadır.

Genellikle işini oturarak yapan bir insanın çenesini ileriye uzatmak eğiliminde olması do-ğaldır. Bu ise boynun alt kısmında baskıyı arttıracak ve üst kısımda da, kas sinir ve damar-ların, kasılmasına yol açarak baş ağrısına, neden olacaktır. Bunun önlenmesi çenenin altadoğru ve içte tutulmasıyle olasıdır. Bir alışkanlığı bırakmak çoğu kez sanıldığı kadar ko-lay değildir. Onun için bu gibilerin, sürekli egzersizler yaparak, daha yararlı alışkanlıklaredinmesi gerekir. Kısacası, bütün hareketlerimizi kontrol etmeye alışmalıyız.

İlaçsız Tedavi

Biz şimdiye kadar, Doğal Tedavi’nin uzun süreli iyileştirmeleri üzerinde durduk. Bu bö-lümde de, ani ve hızlı rahatlamaların sağlanması için neler yapmamız gerektiğini anlatma-ya çalışacağız.

Bazı ilâçların kolay ve çabuk ağrı kestik lerini hiç kuşkusuz yadsıyacak değiliz. Fakatburada hemen şunu belirtelim: Bir alışkanlığı edinmek, onu bırakmaktan çok daha kolaydır:Bu nedenle de, pek çok toplumlarda ilâç tiryakilerine rastlanmaktadır. Kaldık! ilâçlar hiç-bir zaman hastalık nedenlerini ortadan kaldırmaz, sadece bir takim kısa süreli geçici rahat-lıklar sağlarlar. Bu arada, birçok ilâçların yanetkilerle vucudumuza zararlı olduklarını da ek-leyelim.

Lavmanın yararları

İlâçlar hakkındaki görüşlerimizi kısaca açıkladıktan sonra, gelelim bizim ilâçsız tedaviönerilerimize: Herşeyden önce size ılık su ile bir lavman yaptırmayı salık vermek isteriz.’Bunu uygulamak hem çok kolay, hem de çok pratiktir. Her eczanede bulabileceğiniz ba-sit bir araçla biraz içme suyundan hazırlanmış ılık su lavmanı uygulamanız için yeterlidir. Lav-man herkesin bildiği gibi, barsaklarımızm son çıkış noktasından (anüs) ılık suyu: yavaş yavaşsıkmaktır.

Bunu uygularken özen gösterilecek hususlar şunlar olmalıdır: Su ılıklığınırı normal vu-cut ısısını aşmaması, barsaklarımızm çıkış noktasındaki duyarlı dokuların zedelenmemesi, ar-tıkların tamamen atılması için barsaklarm bütünüyle yıkanması.

Lavman yapmakla, barsa klordaki baskılar azalacak, sinirsel enerji normale dönecek vesistem görevlerini eksiksiz yerine getirerek baş ağrısı giderilecektir.

Sürekli kabızlık çekenlerin bunu uygula maları son derece yararlıdır.

Kabızlığı gidermek için bir takım müshil (kabız giderici) ilâçlar kullanmak zararlıdır.Gerçekten bu ilâçlar çoğu kez, barsağın duyarlı dokusunu zedelediği gibi, bazı gerilimler© deneden olduğu için baş ağrısının sürmesine yol açarlar.

Lavmanı ılık bir banyo izlerse, kuşkusuz daha da yararlı olur. Bu arada, gergin boyunkaslarını rahatlatmak için masaj yapmayı unutmayınız. Boynunuzu ellerinizle oluştura-rak yapacağınız masaj, hem kasların gerginliniği giderecek, hem de dolaşımı kolaylaştıra-cağı için size sağlık verecektir.

Boynumuzu rahatlatmakta, dikkat edile cek önemli noktalardan biri de, yataktaki ya-tış durumumuzdur.

Eğer hasta sırt üstü ve yüksekçe bir yastıkta yatıyorsa, başın daha çok üst kısmı yastığa gelecek ve boyuna doğru bir baskıya neden olacaktır. Bu ise, dolaşımı zorlaştıraca-ğından ertesi sabah baş ağrılarıyla uyanmak doğaldır. Sırt üstü yatanlara dolaşımı kolaylaş-tırmak bakımından, ince ve sertçe bir yastık kullanmalarını öneriniz. Ayrıca sırt üstü yatar-ken, omurganın normal uzanımında olmasına omuz, sırt ve boyun kaslarının rahat bir durumiçerisinde bulunmasına da özen göstermek gerekir. Böyle bir uygulama ile, yarım saatiçinde vucut rahatlıyarak, iyi bir uyku sağlanacağı gibi, şiddetli baş ağrılarıyle uyanmaolasılığı en aza indirilecektir.

Ilık Ve Soğuk Su Uygulamaları

Yukardanberi sıralamaya çalıştığımız, Doğal Tedavinin ilâçsız çabuk iyileştirme yöntem-lerini uyguladığı, halde yakınması devam eden hastalara ılık ve soğuk su kompresleri yapma-larını salık veririz.

Bunu uygulamak için, boyna bir şişe sıcak su konurken, yüze ve alına, soğuk su ileiyice ıslatılmış havlu parçaları yerleştirilir. Denemeler baş ağrılarından yakınan pek çokhastanın bundan yarar gördüğünü göstermiştir. Bu uygulama, boyna soğuk su, yüz vealına sıcak su kompresi yapmakla da olabilir.

Damar veya lif bozuklukları bahis konusu olduğu hallerde bu kompreslerin boyun altın-dan ve omuz başlarından başlatılmasında yarar vardır. Eğer baş ağrısı safra veya midebozukluğundan ileri geliyorsa, o zaman uygulamayı karın bölgesinde yapmak gerekir. Bu-nun için de, ilk önce karın üzerine sıcak suda ıslatılmış bir havlu yerleştirilir ve onun da üze-rine, sıcak su dolu bir torba konarak ısının sürekliliği sağlanır. Yok eğer yakınma nede-ni omurga ve omur sinirlerin yer aldığı sırtta ise, sıcak su kompresi bu bölgede uygulan-malıdır.

Bunu yaparken, yüzü koyun yatarak hastanın göğüs kısmına bir yastık koyması, ba-şın rahat hareketine olanak vermesi bakımından uygundur.

Migren ve baş ağrılarından yakınanlara,bildiğimiz basit sıcak su banyolarının kendile-rine her zaman sağlık vereceğini hatırlatmak isteriz. Bu banyoları ılık sudan başlıyarak, vu-cudu alıştıra alıştıra dayanılabilecek bir sıcaklığa kadar çıkarmak daha da yararlıdır. Bazı-lan dolaşımda dengenin sağlanması için sıcak banyodan sonra ayaklarını soğuk suyabastırılar ki, bunun da hiç sakıncası yoktur.Migren ve baş ağrılarının giderilmesindebu kadar etkin olan kompres ve sıcak su banyolarının yapılması, her halde bir hap atmakkadar sıkıntılı olmasa gerek.

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ

Etiketler: , , , , , , ,

Yorum Yaz